9 Ocak 2014 Perşembe

   O kadar darmadağınım ki ne kadar güzel oynuyorum mükemmel rolünü. Dans et, iç dağıt ama içinden paramparça olmak geçerken sadece düşün geçmişini seni parçalayan herkesi ve bir o kadar yakınken bütün insanlardan uzak dur artık kimse iyileştiremez seni. Sadece susar içine atarsın sessizce de ağlarsın gecenin derinliklerinde. Her insana nefret ile bakarsın sırf zaman tekrarlamasın diye.

8 Aralık 2013 Pazar

          EĞER
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
 CAN YÜCEL

1 Aralık 2013 Pazar

                                                                      İNTİHAR
Güçlüymüşsünüz rolü yapmak işe yarıyor.Bir süre sonra rolden çıkıp kendinizin gerçekten güçlü olduğunuza inanıyorsunuz. Ta ki gece gelene kadar... Gece karanlıkta yatarken her şey teker teker tekrar düşüyor aklınıza. Bir zamanlar intiharın sadece kaçmak olduğunu düşünürdüm.Şimdi anlıyorum. o ana karar verme noktasına geldiğinizde her şey siliniyor gözünüzden.hayattan, kendinden bıkabiliyormuş insan, ağlamak bile lüks olabiliyormuş.Elinde kalan bazen dolu gözler, akmayan yaşlar ve kaybedilmiş inanç oluyormuş çoğunlukla. Anlıyorum artık insanların neden kendilerinden kurtulmak için bu kadar acele ettiklerini. 

Hepimizin içinde bir zamanlar olduğumuz o ürkek çocuk var. Bir şeyler anlatırken dudakları titreyen o ürkek kız çocuğu hayat sınavında oluyor bu kez. Karşılaştığımız her insan bir sınav, onları kırmadan kırılırken buz üstünde bir dengede yaşamaya çalışıyoruz. Giderek büyüyor içimizdeki buz kırıkları,kışlar gibi kopkoyu bir umutsuzlukla küçük parıltıların olduğu bir boşluktan ibaret oluyor hayat yavaş yavaş. Kendi sessizliğinin içinde bir ses olsun diye izlenmediği halde televizyon, dinlenmediği halde radyo açılıyor. 

İnsanlar neden karanlıktan korkuyor biliyorum artık. Karanlıktan korkuyoruz çünkü yargılarımız, inançlarımız, içimizdeki her şey karanlıkta daha da kendine dönüyor. Dünyamız sadece kendimizden ibaret oluyor. O yüzden intihar hep karanlıklarda gelen bir düşünce oluyor. İntihar edenlerse hep karanlıkta kalıyor. Gecenin aydınlanmaya başladığı saatlerdeyse yeni bir geceye sayılıyor. Ve bir gün hayat belki diyoruz her zaman...

23 Kasım 2013 Cumartesi

Keşkelerle devam eden bir hayat nasıl desem... Çok sevdiğin bir yemeği aşırı tuzlu olarak düşün yiyebileceğini düşünürsün ve bir kaç lokmadan sonra bırakırsın.Benim fikrimce aşırı tuz çarpıntı yapar misali hayatımıza ne kadar çok keşkelere yer verirsek devam etmemiz o kadar imkansızlaşır susuzluktan okyanusa atlasak yine de bir şeye benzemez bu hayat. Keşkeler yaşandı ve bitti.

20 Kasım 2013 Çarşamba

  Kafanın içinde başlar sıkıntı. Gecelerin uykusuz gündüzlerin yorgun ve baş ağrısıyla geçer.Anlam da veremez kimse .Dışarıdan ne mükemmel bir insansındır. Kimseye bağlanmamak kimseyi sevmek kimseyle dost olmak istemezsin ve yine anlam veremezler neden yalnız olmayı sevdiğini.Kader çelişkili bir kavram.Biz kendi yönümüz doğrultusunda gideriz ve tercihlerimizin bizi nereye götüreceğini de bilemeyiz.Genel olarak tabi en kötü yolu ve yanlış insanları seçeriz .Kendimizi doğru bildiğimiz ama en çıkılmaz yollara sevk ederiz.Yani biz böyle söyleriz .Tanrı kavramına da inanmayız belki ama seçtiğimiz yanlışlarda bir şeyler varlığını hissettirir.Aslında kendimizdir yanlış olan .Hayatta hep bir şeyi unuturuz herkes kendisi için yaşar.Biz o yolu seçmeseydik kötü şeyler de olmayacaktı aslında .Bazende tek tesellimiz başka bir yolu yoktu demek olur.Hep bir yol vardır aslında .İlk önce kendinden bir şeyleri sonra çevrenden bir şeyleri ve sonrasında benliğinde ki her şeyi kaybetmeye başladığın anda kendini bulursun bir bakmışsın eski sen diye bir şey yokmuş aslında sen bencilsin masumiyetin yok ve kendini düşünüyorsun başkalarına bir şeyler katan sen artık başkalarından bir şeyler söker olmuşsun.Sanki senin kopardıkların gidenlerin yerini dolduracakmış gibi . Sonrasında düşünmeye başlarsın ben ne yaptım kendimi eski beni nasıl toplayacağım diye toparlayamazsın giden geri gelmez hesabı ...Öyle maskeler takarsın ki yüzüne herkese farklı oyunlar oynarsın kendine yaşattıklarının hıncını başkasından çıkartırsın.Artık sadece sen varsın dır.Eğer başkasını hayatına alırsan da tanrı adaletini gösterir aslında ben buradayım onlar yok sadece sen ve ben varız ve ben her seferinde seni sınarım . Bir süre isyan edersin ama sonradan yinede inandığın tek şey göremediğin bir varlık olur.Sonra yine düşünmeye devam edersin yine uyuyamazsın dostun sevgilin sırdaşın kendin olursun.

5 Kasım 2013 Salı

Sen, yıllar sonra benimle ilgili bir tek şunu söyleyebileceksin kendine utanarak;
Ben beni canından çok seven bir kadına ihanet ettim.
Üşüyen ellerini bıraktım
Yoluna çukur kazdım
O'na kendi bataklığımın rengini bulaştırdım
Bir uçurumun kenarından aşağı bıraktım
Tek isteği biraz huzur olan bir kadının ruhuna tecavüz ettim!
O'nu kırdım
Bacaklarımın arasından süzülüp gidecek bir kaç dakikalık zevk uğruna o'nu sattım
Ateşe verdim hayallerini
Sözümü tutmadım
Benim kanımı taşımış bir kadını üzdüm
Bütün dualara adımla başlayan bir kadına Allah'sızlığımı sundum
O'nu bir kez daha elimi uzatıp ayağa kaldıramayacak kadar uzağıma düşürdüm
En parçalandığı anlarda bile bana sarılan kadına sonsuz mutsuzluklar aşıladım

Yıllar sonra aklına geldiğimde bir tek şey kalmış olacak benden geriye,
Ben seni hiç kirletmedim
Tüm masumluğumu bıraktım avuçlarına!
Kimseyi sevmeden geldim ve kimseye gitmeden bekledim
Uzun uzun ağladım
Ağladıkça tükendim
Ben, beni en derinden yaraladığın anlarda bile kanadığım belli olmasın diye sana gülümsedim
Durup durup merak ettim
Senden sonra ölmek istedim
Senin en kabul edilemez suçlarına ortak oldum
Dudakların, dudaklarıma değer değmez sarhoş
Bir şeyler güzelleşti adım her diline değdiğinde
Bir şeyler tanrılığını ilan etti sen dizlerime koyunca başını
Bayram sabahını bekleyen çocuk heyecanı doldu ne baksan gözlerime
Yüzümdeki çizgileri ezberledim
Saçlarının kokusunu öptüm sen uyurken
Kardeşim
Abim
Babam
Oğlum
Sevgilimdin..
Ben seni en eksik yanlarımın yerine koydum,
nereden yoksunsam orayı seninle doldurdum
Yazık
Yetinemedin
Sen seni canından çok seven bir kadına ihanet ettin

Nursen Yıldırım

7 Ekim 2013 Pazartesi

 Bir an için ne kadar da özlediğini anlıyorsun. Uzaktan gördüğünde delicesine sarılmak geliyor içinden ve gözlerine dalıp gidiyorsun yaptıklarınızı belki de yapacaklarınızı düşünüyorsun sonra her şey param parça. Yaşadıklarınız önemli tabi ki ama yapılan yanlışlıklar... Unutamamak belki içinde defalarca öleceğini bile bile gitmesine izin vermek işte son nokta da ağzımıza tıkılıyor cümleler ve konuşacak çok şey varken susup kalıyorsun belki ona belki de kendine eziyet ediyorsun kafanın içinde her türlü düşünceyle tıkılıp kalıyorsun.Ama ne gidebiliyorsun nede kalabiliyorsun araf böyle bir şey sanırım.